Beden Eğitimi ve Spor Yüksekokulu (BESYO) Müdürü Doç. Dr. Kürşat Karacabey, insan vücudunun her işi yapabilmesi için; İdeal Şartlar Var | AKP'de medya Özkeçeci'ye teslim | Usta gazeteciler Mega'da | Kanal-27 sitesini yeniledi | ARTIK BURADA BULUŞACAĞIZ | İsrail mallarına boykot istemi | Özürlülere yönelik yeni projeler istendi | Kemal Bağcı’nın annesi öldü | Enes Özkarslı Meclise aday adayı oldu | GTO’ya Aslan gibi yönetim |

 
Bülent AĞCABAY
 
Yazılara Yorum yazabilmek için ÜYE olmanız gerekmektedir.
* ile belirtilen alanların doldurulması zorunludur
Lütfen formdaki bilgileri eksiksiz ve doğru yazdığınızdan emin olunuz.
Adınız :  *
Arkadaşınızın  
Mail Adresi : 
*
Güvenlik Kodu : 
Okunma Sayısı : 1465
 
St. Mary Kilisesi

 

Tanzimat sonrasında gayrimüslim azınlıklara bir çok alanda ayrıcalıklı haklar tanınmıştı. Yeni ibadethaneler inşa etme, bu hakların en önemlilerinden bir tanesi 20. Yüzyılın başında, “1 Ermeni Gregoryen Kilisesi, 1 Ermeni Katolik Kilisesi, 1 Latin Katolik Kilisesi, 3 Protestan Luteryen Tapınağı, 1 Anglikan Kilisesi vardı.” (1) Ermeniler dışında nüfusun küçük bir bölümünü oluşturan Musevilerin Yahudi Mahallesi olarak anılan yerde, cemaatleri için yeterli büyüklükte bir de havraları vardı. 1869 yılına ait Halep Salnameleri’ne ve “Cuinet’in verdiği sayılara göre kentte 19. yüzyılın ikinci yarısında kilise sayısı ise beştir.” (2)

Cumhuriyet’in ilanından önce, Antep’te dini yapı sayısı en fazla olan gayrimüslim topluluk Ermenilerdir. Ermeni cemaatin, önceleri kendi Gregoryen mezheplerine ait tek bir kiliseleri vardı. 19. yüzyıl başlarında Amerikalı misyonerler bölgeye gelerek, kendi mezheplerine cemaat toplamaya başladıklarında her cemaat için yeni kiliseler inşa edilmiş ve sayıları 20. yüzyılın başında yediyi bulmuştur.

Farklı kültürlere yıllar boyunca ev sahipliği yapan Gaziantep’e, gayri Müslimlerden, Tepebaşı Mahallesi’nde bulunan ve Kurtuluş Cami olarak anılan “St. Mary Kilisesi”, uzun yıllar Halkevi olarak da hizmet veren, Bey Mahallesi’nde yer alan “Kendirli Kilisesi” ve bugün harabe durumda olan Düğmeci Mahallesi’nde yer alan “Havra” kalmıştır.

Cumhuriyet öncesi dönemde, gayri Müslimlere hizmet veren dini yapılar gerek fonksiyonlarına bağlı olarak gerçekleştirdikleri toplayıcı etki, gerekse kent içerisindeki konumları nedeniyle kentin karakterini belirlemede önemli bir görev üstlenmişlerdir.

Antep’te yaşayan Ermeniler, ilk zamanlar Hayık Tepe (Tepebaşı Mahallesi) olarak bilinen kayalık mevkiinin doğu kısmında bulunan mağarayı kilise olarak kullanmışlar, daha sonra buraya bir kilise yapmışlardır. Yapım yılı hakkında kesin bir bilgi bulunmayan bu kilise, ilki 1807 olmak üzere üç onarım geçirmiştir. 1873 yılında dördüncü bir onarımı gidileceği sırada yeni kilisenin yapımı onaylanmış ve 1873 yılında “St. Mary Katedrali” olarak anılan ve sonraki yıllarda Hapishane ve cami olarak da kullanılan kilisenin yapımı kararlaştırılmıştır.

“Kilisenin planı Sarkis Balyan tarafından çizilmiş ve mevcut cemaat göz önünde bulundurularak, kilisenin büyük olacağı düşünülerek cemaatin lideri Nicolas Nazaretyan tarafından oranlı olarak küçültülmüştür. Kilisenin taşçı ustası Sarkis Kadehçiyan tarafından inşa edilen yapı 1892 yılında ibadete açılmıştır.” (3)

Tepebaşı Mahallesi’nde 1100 metrekare alan üzerine kurulan st. Mary Kilisesi’nin yerden yüksekliği 30 metre olup, çeşitli kaynaklarda o günkü maliyetinin 10 bin Osmanlı altını olduğu belirtiliyor. Yüksek bir tepe üzerine kurulan kilise Ortadoks Ermenilerinin ibadetlerini yapmaları için inşa edildi.

Kilisenin yapılışı ile ilgili bir çok kaynakta ve Gaziantep Arkeoloji Müzesi tutanaklarında kilisenin yapılışı konusundaki anlatım şöyledir: “Acemistan’dan Bali isminde bir adam kardeşi ile birlikte Kudüs’e hacı olaya giderken Antep’e uğrar. Burada Ermeniler’in ibadetlerini mağara içerisinde yaptıklarını görünce üzülür ve Kudüs’e gitmekten vazgeçip, Antep’te bir kilise yaptırmaya karar verir. Bunun için Antep’teki Ermeniler’i bir araya toplayarak, Osmanlı padişahından kilisenin yapımı için izin alınır ve ismi st. Mary Kilisesi konur. Ortadoks Ermenileri, Katolik ve Protestan Ermenilerini kıskanarak adetlerine uygun yeni bir kilise yapmak için aralarında toplanırlar. Toplantılarda Lücne Reisi Nazarat Ağanigosyan ve diğer kilise papazları da bulunurlar. Yapılacak kilisenin Antep’te bulunan kiliselerden ve büyük binalardan ve camilerden daha büyük olması kararını alırlar. Daha önce ise İstanbul’da bulunan zamanın Ermeni Patriği Nerses Varjanbeyan’a da fikirlerini açarlar. Bu zat Osmanlı Padişahı Sultan Abdülmecit’e başvurarak gerekli izni alır ve kilisenin temeli 1876 yılında bir bahar ayında atılmış olur. Yalnız temel atılırken inşaatın başına ilk harcı atmak için, Rusya sınırları içinde bulunan Ermenistan’daki Ermeni kahini Melkunamaçyan davet edilir. Kilise’nin mimarı ise İstanbul’da bulunan o zamanın büyük binalarının planlarını çizen Mimar Serkis Belbalyan davet edilir. Kilisenin yapımı Türk-Rus harbi ve kolera salgını nedeniyle iki yıl geriye bırakılır. 1878 yılında inşaatına tekrar başlanır.”(4) Tepebaşı Mahallesi şehre hakim yüksek tepelerden bir tanesidir. Kilisenin yapımı sırasında kullanılan taşların inşaat yapılacak alanın yokuş olması nedeniyle hayvanlarla getirilemediği, Ermeniler bu taşları sırtlarıyla taşıdığı yazılı kaynaklarda karşımıza çıkmaktadır.

Kilisenin beş kapısı vardır. Ana kapısı ise batıdadır. İki kapısı kuzeye açılır, iki kapısı ise güneye açılmaktadır. Ermeniler ibadet yerleri olan kiliseye girerlerken alınları güneşin doğduğu yere gelmelidir.

Yakın tarihçesi:

Ortadoks Ermenilerinin ibadetlerinin yapılması için yapılan Kilise, Cumhuriyet’in ilanından sonra gayri Müslimlerin büyük ölçüde ülkeyi terk etmesinden sonra ibadete kapandı. Uzun yıllar kapalı kalan kilise daha sonra, geçici olarak hapishane olarak hizmet verdi. 1984 yılında hapishanenin boşaltılıp Tugay semtine taşınmasından sonra, 26.06.1984 tarihinde cami olarak onarım gördü ve 1988 yılında ibadete açıldı. Kilise’nin kulesi üzerinde yapılan çalışmalar sonrasında minareye dönüştürüldü ve kulede bulunan çan, sergilenmek üzere Gaziantep Arkeoloji Müzesi’ne nakledildi. “Kilisenin çanı Ermenilerin yanında çok kıymetlidir. Bu çanı Londra’da yaşayan Hirant Köşkeryan adında bir Ermeni tarafından Güney Amerika’daki, Brezilya şehrinde yaptırılmıştır. Ağırlığı bir tondur.”(5)

Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Tanzimat sonrasında gayrimüslim azınlıklara bir çok alanda ayrıcalıklı haklar tanınmıştı. İngilizler, Fransızlar ve Amerikalılar ibadethanelerin dışında, eğitim kurumları açma yolunda da adeta birbiriyle yarışıyorlardı.

Ermeniler, gerek kendi okulları gerekse Amerikan misyonerleri tarafından açılan okullar vasıtasıyla, Türk aleyhtarı faaliyetlerine 19. yüzyıldan bu yana devam edegelmişlerdir.

Yazımın ilk bölümünde, bugünkü Kurtuluş Cami olarak bilinen St. Mary Kilisesi’nin yapılış hikayesini ve Osmanlı İmparatorluğu’nun azınlıklara bakışını kilisenin yapılış hikayesiyle birlikte anlatmaya çalıştım.

Türklerin, Müslüman olmayanların da ibadetlerini rahatça yapabilmeleri için gerekli kolaylıkları sağladığını bu örnekte görmek mümkün. Atalarımızın gösterdiği bu iyi niyet ve hoşgörü karşısında özellikle Ermenilerin tutumu ne olmuştur? Bu sorunun cevabını Ermeniler Osmanlı İmparatorluğu’nun 1. Dünya Savaşı’ndan yenik çıkmasıyla birlikte vermişlerdir. Hani hepimizin bildiği bir Antep deyimi vardır, “yeter ki tırnağı yer tutmasın” diye!.. Tırnakları yer tutumu bilemiyorum ama Ermeniler, Osmanlı İmparatorluğu’nun hoşgörü ve azınlıklara gösterdiği iyi niyeti kötüye kullanmış ve uzun soluklu stratejilerle imparatorluğun zayıf anını kollamışlardır. Azınlıklar, eğitime ağırlık vermiş ve memleketimizde “1847 – 1910 yılları arasında 25 tane azınlık okulu açmışlardır.”(6)

Ne acıdır ki, Ermeniler yıllarca birlikte yaşadığı, aynı sokakta, aynı havayı özgürce soluduğu komşuna karşı gerçek yüzünü, memleketimizin işgalinin ilk anlarında göstermekte gecikmediler. Ülkemiz 1. Dünya savaşından yenik çıkmış ve İngilizler tarafından işgal edilmiş, daha sonra İngiliz işgalci güçleri, 29 Ekim 1919’da Antep’i, Fransızlara devredilmişti. İşgalin ilk günlerinde, “..Ermenilerle işgalci Fransız birlikleri arasındaki iş birlik had safhaya ulaşmıştır. 5 Kasım 1919’da Fransız birlikleri Antep’e girerken, Ermeniler çiçekler ve sevinç gösterileriyle karşılamışlardır. Yerli Ermeniler, yerlere halılar, kilimler, ipekli kumaşlar serdiler.”(7) Fransızlara ve Ermeni askerlere güvenen yerli Ermeniler gün geçtikçe taşkınlıklarını arttırıyor, Ermeni semtlerinde rastladıkları Türkleri tehdit ediyor, dövüyor, hakaret ediyorlardı. Türkler bu taşkınlıkları her defasında protesto ediyor ve Ermeni asıllı askerlerin değiştirilmesini istiyorlardı. Nihayet bu fazla direniş karşısında Fransızlar, bu Ermeni taburundan bir kısmını Cezayirli askerle değiştirdiklerini bildirdiler. Ancak bu, bir oyalamadan başka bir şey değildi. Yine, Ermeni askerleri Antepte kalmış, ellerinden gelen kötülüğü yapmakta devam etmişlerdi. (8) Gaziantep Fransızlar tarafından işgal edildiği dönemde, şehir barikatlarla, kuzeyden güneye doğru ikiye ayrılmıştı. Batı kesimi Fransızlarla Ermeniler, doğu bölgesi ise, Türklerin denetiminde idi.

Fransız ve Ermenilerin bulunduğu bölgede beş camimiz vardı. Bunlar, Akyol, Eyüpoğlu, Kozanlı, Şeyh Cami ve Ayşebacı Cami’dir. Yıllarca Osmanlı İmparatorluğu döneminde bir çok ayrıcalıklı haklar tanınan, her türlü özgürlüklere sahip olan, ibadetlerini özgürce yapan Ermeniler aynı hassasiyeti gösterememiş hatta ibadethanelerimize saldırmış, camilerimizden bazılarını yıkmışlardır. O yılları yaşamak, anlamak için tutanaklara bakmak gerekir. Bu tutanaklardan bir kaçını sizlerle paylaşmak istiyorum:

“Gavurlar geceleri, cephe yakınlarındaki minarelere çıkarlar yüksek sesle bütün mukaddesatımıza söverler. Oların bu alçak hareketleri biz Türk ve Müslümanlarda dini duygularımızı geleyana getirir, harp gücümüzü arttırdı. Hiç unutmam Saatçı İskender adlı, avcı bir Antep Ermenisi, cephelerinde kalan Eyyupoğlu Caminin minaresinden attığı kurşunlarla epey dindaşlarımızı şehit etmişti. Çünkü bu minare şehre ve bizim cephaneye çok yakındı. Harbin başlangıcında Ermeniler Kozanlı da, işgal sahalarındaki Şeyh Cami minaresinin temeline bir bomba koyup minareyi yıktılar. Çünkü burası Türk cephesine yakındı. Bu hücumla Türkler burayı alırda bu minare bizim için bir tehlike teşkil eder diye korktular.” (9) İşgalcilerin ve onlardan güç alan yerli Ermenilerin yaptıkları artık had safhaya ulaşmıştı. “…10 Kasım günü sokaktan geçen Türk kadını tecavüze uğradı. Tecavüzü önlemeye çalışan polisler de tehdit edildi. Maarif Kahvehanesi’ndeki tiyatroda Ermeni taşkınlığına dayanamayan Türkler arasında kavgalar çıktı.”(10) “İyi ilişkiler sona ermiş, aynı sokağı paylaşan, yıllarca dükkanlardan alış-veriş yapan, hatta ailevi ilişkilerin kurulduğu azınlıklarla Antepliler arasında ilişkiler son bulmuştu. Yaşanan ve istenmeyen bu olaylar, “Türk mahallelerinde oturan Ermenilerin, Ermeni mahallelerine ve Ermeni mahallelerinde oturan Türklerin de Türk mahallerine taşınmasına sebep oldu. Şimdiki Hürriyet, eski Maarif caddesinin doğusunda Türkler, batısında ise, Ermeniler toplandılar.”(11) Yıllarca dinlerini rahatça yapabilmeleri için imkan sağlanan Ermeniler, zayıf düştüğümüzü sandıkları bu işgal günlerinde dinimize karşı da saygısızlıkta gecikmediler. “..Ermeniler, sokak ve çarşılardan geçerken karşılaştıkları Müslümanların dinine sövüp saymaktadırlar. Bunlar meyanında, kisvesine hürmet gösterilmesi gereken bir hoca saldırıya uğramıştır. Uzun (loğ) Hamamı civarında toplanan silahlı Ermeniler, zavallı Müslüman kadınlarının çarşaflarını sırtlarından almağa teşebbüs etmiştir. Bunların imdadına koşan Hacı İmam, Said Efendi, Gaffar Kabuloğlu Osman namında üç Müslüman bunlar tarafından dipçikle ve kurşunla ağır surette yaralandılar. Aynı zamanda medrese üzerine ateş ederek, Zülfikar Çavuş oğlu Hüseyin’i şehit ettiler. Müslümanları katledip, kadınlarını alacaklarını, kışla yolu üzerinde bağıra bağıra ilan ettiler. Milli ve dini duygularımıza saldırarak, Müslümanların öldürülmesine varacak kadar kötü olayların çıkmasına hizmet ediyorlar, fakat bunlara rağmen Müslümanlar, soğuk kanlılığı koruyarak, karşılık vermeye tenezzül etmiyorlar.”(12) Ermeniler, memleketimizin Fransızlar tarafından işgal edildiği günlerde ibadethanelerimizi birer birer bombalamış, yıkmış, kullanılamaz hale getirmişlerdir. Minarelerine çıkarak, insan avlamış, vahşetin boyutunu had safhaya taşımışlardır. Yazımın birinci bölümünde Türklerin Müslüman olmayanların ibadetlerini yapmaları için nasıl kolaylıklar sağladığını, kilisenin yapılış hikayesiyle, yazılı kaynaklardan faydalanarak yazarken, acaba Osmanlı İmparatorluğu bu kadar hoşgörülü olmakta hatalı mıydı? demekten kendimi alamıyorum.

 

 

KAYNAK:

01- Başgelen, Nezih. Arkeoloji ve Sanat Yayınları, 1999, sf: 55

02- Cuinet, 1892: sf.188-191

03- Sarafyan, 1950: sf.13-16

04- Gaziantep Arkeoloji Müzesi Tutanakları

05- a.g.e.

06- Amerikalılar tarafından, Kolejtepede: “Amerikan Erkek Koleji , Amerikan Kız Koleji, Amerikan Hastanesi’nde, “Amerikan Kızlar Okulu”, Mardin Tepe’de, “Amerikan Yetim Evi Okulu”, Kayacık Mahallesi’nde, “Amerikan Orta okulu” Kurbuzincirli Mahallesi’nde “Amerikan İlk Okulu” açıldı. Fransızlar tarafından; Tersandede’de, “Kendirli Mektebi” , Eski Halkevi binasında, “FRANSIZ SAİNT – JOZEF KIZ OKULU, Mardin Tepe’de, “Yetim Evi”, “Kilikya Öğretmen Okulu” , Çukur Mahallesi’nde (Tarlayı Atik)’te, “Nersisyan Milli Okulu” Hasırcı Hanı’nda, “Nizipliyan Tankara Okulu” Çukur Mahellesi ve Eyüboğlu Mahallesi’nde, “Hersisyan (veya Herespisyan) Okulları”, Kayacık’ta, “Hayganuşyan okulu” , Kayacık’ta, “Atanaktan Okulu”, “Vartanyan Okulu” , Akyol ve Eyüpoğlu Mahallesi’nde, “Gırtasiras Okulları”, Çukur Mahallesi’nde, “Kıristoros”, Kozanlı Mahallesi’nde, “Losavoricyan”, “Losavericyan İlkokulu” okulları açılmıştır. Bunların dışındaki Ermeni okulları ise; Alaybey Mahallesi’nde, “Minas (Miryan)”, Kurbu Zencirli’de, “Ohannes Okulu”, Kayacık’ta, “Kilise Okulu”, Akyol’da, “Sahak Meşrupyan Okulu”, Sumaklı’da, “Osamnasıras” okulları açılmıştır.

07- Yetkin, Hulusi. G.K.D. S.31, sf:110

08- Ünler, Ali Nadi. Gaziantep Savunması, sf:25

09- G.K.D. Aralık. 1961. C:4, sf: 269

10- Ünler, Ali Nadi. Gaziantep Savunması. İst. 1969. sf: 26

11- a.g.e. sf. 27

12 - (Lohanizâde, Mustafa Nurettin, İstiklal Sevgisinin Abidesi, Gaziantep Müdafası, Gaziantep 1974, sf: 391-393)




05 Ekim 2007 Cuma, 22:53
Bu yazı ile ilgili yorumlar
DİĞER YAZILAR
Yeraltındaki Tarih : PİŞİRİCİ
ŞİRE HANI
Tahmis Kahvesi, 40 Yıllık Hatırı Olan Bir Konuksever
Gitmek istediğiniz sayfayı seçin
 
GOOGLE ARAMA
HABER ARŞİVİNDE ARA
ÜYE GİRİŞİ
Kullanıcı :
Şifre :
Üye olmak için tıklayın >>
Şifremi Unuttum >>
Üyelik avantajlarını okumak için tıklayın >>
EN ÇOK OKUNAN HABERLER
SİZDEN GELENLER
DIYARBAKIRSPOR NE YAPMAK ISTIYOR
GAZIANTEPSPOR TARAFTARI NASIL OLMALI
GAZIANTEPSPOR NE YAPMALI
GALATASARAY-FENERBAHÇE DERBİSİ
BARZANI OCALAN
SABRIN SINIR OTESI
BAYRAM
EVLAT ACISI, MEMLEKET SEVGISI
GAZIANTEP SPOR BASINI
BEKIR COSKUN OLUR MU?
SÖYLEŞİ
 
Ömerli’nin çehresi değişti

Mardin’in, Ömerli ilçesinde 2004 yılında yapılan yerel seçimlerde göreve

ANKET Arşiv
Gaziantep medyası neyin elinden çok çekiyor?
MAİL LİST
E-Mail :
 
Mail Liste üye olarak sitedeki haberlerden anında haberdar olabilirsiniz
 
     
 

Gaziantep Haber, Gaziantep Haberler, Gaziantep Ekonomi, Gaziantep Siyaset, Gaziantep Kültür
www.medya27.com
© 2007 - Tüm hakları saklıdır. İzinsiz ve kaynak gösterilmeden kullanılamaz.
Gaziantep, antep ayıntap